ÜRETİM REFORM PAKETİ KANUN TASARISI VE ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ KANUNU HAKKINDA
Gerekçeye veya somut bir nedene dayanmayan bir övgüden ziyade, somut gerekçelere dayanan bir eleştiriyi her zaman yeğlerim… Çünkü somut gerekçeye dayanmayan bir övgü, konuya ve kişiye de gerçekte bir katkı sunmazken, somut bir gerekçeye dayanan samimi bir eleştiri ise, hem konuya hem de ilgili kişi ya da kuruma katkı sunar, yeni pencereler açar. Yeter ki eleştiri, salt eleştirmeye yönelik olmasın, seçenek ve gerekçe de sunsun. Bu anlamda eğer amaç; toplum veya o konu için gerçekten yararlı ve doğru olanı yapmak ise, ben daima, “yaşasın eleştirel bakış ” diye düşünürüm. Zira egomuza seslenip onun bizi ve vicdanımızı ele geçirmesine katkı sunan, boş övgüler ve bunu yapan kişiler, bizden uzak olsun daima….
Ayrıca, bu temelde yapılan bir eleştiride içtenlik bulurum ve bunun da iş, arkadaş, aile veya siyasi ya da ticari, kısacası tüm ilişkilerde olması gereken temel bir parametre olduğuna inanırım. Dostlarımızdan, çalışma arkadaşlarımızdan; toplumdan ve bireylerden olan beklentilerimizi bu temelde şekillendirmeliyiz. Nitekim bu pencereden hayata baktığımızda, toplum ve insan daha temiz ve güzel olur. Hayat ise daha anlam kazanır.
Ahlaki açıdan bu denli önemli olan somut gerekçe, hukuki açıdan da çok önemli olduğundan, hem Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK, Md.297) hem de Anayasa’da ( Md. 141) yer almıştır. Çünkü ancak somut gerekçe ile ister eleştiri, ister övgü, hangi yönde olursa olsun görüşünüz gerçek bir anlam kazanır.
Niye bu açıklamalarla konuya başladık ? Çünkü Üretim Reform Paketi ile ilgili olumlu veya eleştirel görüşlerimizi belirtirken, konuya öncelikle bu açıdan baktığımızı dile getirmek istedik. Üretim Reform Paketi Kanun Taslağı’na bakarken de bu temelde değerlendirmelerde bulunduk. Bundan önceki yazımızda, tasarının olumlu ve olumsuz yönlerini, gazete köşesi elverdiği oranda, samimi bir şekilde dile getirmeye çalıştık (Keşke daha geniş zamanlarda karşılıklı olarak, daha ayrıntılı ve kapsamlı bir şekilde ele alınıp, üzerinde tartışma olanağı olsaydı) . Sanayi Gazetesi’nde çok sayıda OSB başkanı ve yetkilisinin konuya ilişkin olumlu görüşler bildirmiş olması ise, bu anlamda sevindiricidir. Zira tasarının sanayiciler, OSB yetkilileri ve hukukçularca tartışılması ve farklı görüşler sunulması elbette ki konuya katkı sunacaktır.
Nitekim ben de bir hukukçu olarak bu yazımda da tasarıda hukuken yanlış bulduğum başka bir konuya değinmek istiyorum. Örneğin tasarıda, OSB kanunun 25. maddesindeki, sadece yapı kullanma izni almış katılımcıların ½’sinin oyu ile genel kurula geçilebileceğine ilişkin öneri, hukukun temel ilkeleri açısından yanlıştır. Nedenine gelince:
OSB Kanunu’nun 2.maddesinde katılımcı tanımı yapılmış ve kanunun hiçbir yerinde katılımcılar arasında bir ayrım yapılmamıştır. Buna rağmen sadece OSB Kanunu 25. madde ile ilgili teklifte, yapı kullanma izni olan katılımcıların genel kurula geçme yönünde oy kullanacağını dile getirmek, kanunun bütünlüğü ile uyuşmamaktadır. OSB’lerin, bir yandan özel hukuk tüzel kişiliği ve A.Ş niteliğini vurgulamak, diğer yandan, A.Ş’ lerdeki paya denk gelen taşınmaz maliki sıfatı ile çelişen bir düzenlemeye gitmek hukuka aykırı olacaktır. Zira bu durum katılımcılar arasında; yapı kullanma izni alan ve almayan ayrımı yaparak, yapı kullanma izni almayanı oy hakkından, dahası kendi geleceği ile ilgili bir konuda karar hakkından yoksun bırakmak anlamına gelecektir. Bu da hem hukukun temel ilkeleri hem de hakkaniyetle bağdaşmaz. Nitekim A.Ş’lerde, her pay sahibinin de mutlaka oyu vardır. Aynı hakkın, paya denk gelen taşınmaz maliki olmayı, yapı kullanma izninin olup olmamasına bakılmaksızın, taşınmaz maliki, dolayısıyla katılımcı sıfatına sahip tüm kişilerin de oy kullanma hakkının olması gerekir düşüncesindeyiz.
Ancak Bakanlığın bu değişiklik önerisindeki iyi niyeti görmemek de elbette ki mümkün değildir. Zira, OSB’lerdeki katılımcıyı bir an önce üretime geçmeye zorlamak doğru bir amaçtır. Ancak bu da olsa, yapı kullanma izni, “almış- almamış” katılımcı ayrımı, hakkaniyete aykırılık teşkil eder. Her konuda oy kullanan bir taşınmaz maliki katılımcının, sıra genel kurula geçmeye geldiğinde sırf yapı kullanma izni olmadığından, oy kullanamamasını açıklayacak bir hukuk ilkesi olmadığı düşüncesindeyim.
OSB Kanunu’nun genel sistematiğine ve hukuk tekniğine aykırı maddeler varken, bunlar üzerinde hiç durulmadan, aksine bu yapıyı daha da bozacak, SAGYAŞ adı ile TOKİ benzeri bir yapıya yer verilmesi ve çeşitli vesilelerle dile getirdiğimiz diğer hususların atlanmış olması ise, tasarıda önemli eksikliklerdir. Bunlara da, köşemiz elverdiği oranda zaman zaman değinilecektir.
Not: Önceki yazımızda her ne kadar 25. madde ile ilgili genel kurula geçişi tüm katılımcıların oyu olarak algılayp olumlu görüş bildirmiş isek de yapı kullanma izni olmayan katılımcının oy kullanma hakkı olmamasını hukuken doğru bulmuyoruz. Bu konudaki yanlışlıktan dolayı siz okurlarımızdan özür dileriz.
Sanayi Gazetesi

0 comments on ÜRETİM REFORM PAKETİ KANUN TASARISI VE ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ KANUNU HAKKINDA